kız ağlayarak yanıma geldi. "hakkımda çok kötü şeyler söylemiş, yaşadıklarımızın hiç mi kıymeti yoktu" dedi. ne ağlıyorsun aptal mısın diyemedim. çünkü kızlar bazı aptal olur. bu bi gerçek. ama bu kez çocuğun yaptığı da cidden hayvanlık olmuş. çünkü malumunuz üzere, uzanamadığı ciğere murdar demek, bir kedi olan hayvanların özelliğidir. bir hayvanoğluhayvan olan kedilerin özelliğidir. insan gibi ayrılmayı bilmeyenler bu yöntemi tercih eder. halbuki bir şeyler bitebilir, başka şeyler başlayabilir. ama ortada ayrılığa sebeb olan hiçbir namussuzluk yokken, güya dostça ayrılınmışken, mazide kalan birileri için ileri geri konuşmak da mert insanların vasfı sanırım değildir.
neymiş efendim, kız aslında çok sorunlu biriymiş, kız aslında lisede iki dersten ikmale kalmış. geceleri karanlıkta uyuyamıyormuş, asansöre yalnız binemiyormuş. bacakları çarpıkmış, saçları dağınıkmış, dişleri ayrıkmış. merak ediyorum, hiç ayrılmamacasına beraberken, birbirinizin aşkitosu ve tırtılıyken herşey harikaydı da, şimdi mi ayrıkdişli oldu bu kız. acaba o bacakları fütursuzca ağzına alabilen kişi, o bacakları bi kez olsun dünya gözüyle görebildi mi. daha bir hafta öncesinde onu "sevdiğini, hem de çok sevdiğini" fısıl fısıl fısıldayan adam, şimdi ne oldu da kızla ilgili atıp tutmaya başladı. erkeklik gururunu kurtarmak için giriştiği bu mücadelenin sonunda kızı biraz daha kırıp ne elde etmeyi bekliyor. şimdi kendini daha iyi hissediyor mu bari, şimdi boyu büyüdü mü.
peki ya kızın dişlerine bile kafayı takmışken kendi sefil sıfatını hiç mi aynada görmüyor. onu bu denli ayağa düşüren sözler ederek nereye yükseleceğini zannediyor. az ya da çok, bir şeyler paylaşmış iki insan olmalarının hiç mi kıymeti yok, birlikte yaptıkları en tiksindirik şeylerin hiç mi anlamı kalmadı. peki ya kızın canını yakmayı kafasına koyabilen bi adam, "hiçbir şey güzel değildi, hiçbir şeyin anlamı yoktu" imasında bulunurken hangi delikanlılıktan bahsedebilir. bu tümüyle ödleklik, onursuzluk, sütoğlanlık değildir de nedir.
ben söyleyeyim. buna türkçe'de kuyruk acısı denir. zaten gerek dilimizde, gerekse diğer tüm dünya dillerinde insana kutuyu açtırıp, en kötüyü söyleten şey hep budur. kuyruk acısıdır. azıcık gururu incinen her insan, kadın olsun erkek olsun, diline zehir sürmenin yolunu arar. zopayı nerden vursam da onu altüst etsem, yerlerde süründürsem, bir daha belini doğrultamasa diye düşünür. kuyruk acısıyla yapılanlar, insanlıktan nasibini alamamış kimselerin hayvanlığa ayrılmış kısımlarına bir tür merhem işlevi görür. merhem sürülür, hayvani yaralar kurur. ama o hayvanlık hep baki kalır.
onun için ister kızlar, ister erkekler, fakat bu örneğe göre bilhassa kızlar;
yeryüzündeki en sefil, en ödlek, en çirkin, en tırt, en kişiliksiz erkekleri halihazırda yeterince sevdiğinize ve bu nesli tükettiğinize göre, biraz da dünyanın geri kalan kısmıyla alakadar olmayı, sizce de artık hak etmiyor musunuz? (bu cümlede bilip de bilmezlikten gelmek anlamındaki söz sanatı kullanılmıştır.)
sonra kıza iki tokat atmak zorunda kaldım da, azıcık kendine gelebildi. "ama yani sen olsan üzülmez misin kris?" dedi. "hım, bilmem, yani, eh, eved, üzünçlü bi durum, ama sanırım daha çok vay canına, bu kez gerçekten çok küçülmüşsün be ex-aşkım. gözümde hardal tanesi kadar değerin vardı, onu da süpürmüşsün be eski manitam! diyip işime bakardım" dedim. "yine de bunlar, arkamdan böyle laflar edebilmesi, herşeyi hiçe sayabilmesi, bunlar çok ayıp şeyler, ayıp hakikaten" diye mırıldandı. "demek ki kuyruğuna fena basmışsın, şimdi o da seninkini yokluyor, onurlu ol, onun gibi çirkefleşme" dedim. kuyruğunu yoklayıp onurunu takındı. sonra da birer çay içip konçerto filan dinledik.
herkesin bir kuyruğu vardır.